Kayıtlar

Resim
Ortaçağ'da Kadın         Konumlarını çağdan çağa değiştirmişlerdir. Ancak değişmeyen tek şey onların erkek egemen dünyaya verdiği mücadeledir. Bu çalışmada sadece Ortaçağ'da kadın değerlendirilecektir.        Frank Kraliçesi Bertha’nın Abbasi Halifesi Müktefi’ye göndermiş olduğu uzlaşma mektubuna bakıldığında. Lorraine Kralı II. Lothar’ın kızı ve Ivree markisi Adalberth’in hanımı Bertha 906 senesinde Halife Müktefi’ye bir mektup göndermiş, Müktefi de bu mektuba cevap vermiştir. Elçi eşliğinde gönderilen mektupların içeriği hakkında daha çok bilgi sahibi olunsa da sonucu hakkında net bilgiler elimizde mevcut değildir. Ağlebi Hükümdarı III. Ziyâdetullah’ın donanmasına kumandanlık eden Hadım Ali’nin Frank sahillerinde esir edilerek Kraliçe Bertha tarafından saraya alınması ve kazandığı güven neticesinde de kendisi elçi tayin edilerek Kraliçe tarafından yazılan mektup ona verilmiştir. Kraliçenin bu mektubunda iki taraf arasındaki barış v...
Resim
Güçlü Kadınların Tarihi: Geçmişin  Bacıyan-ı Rumları Rsim Mikail Bayram'ın Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum adlı kitaptan alıntıdır. Bacıyân-ı Rûm, Anadolu Kadınlar Birliği anlamını taşımaktadır. “Bacı” kelimesi, abla, kız kardeş anlamına gelmektedir. “Bacı” kelimesi, günümüzde Anadolu’nun birçok şehrinde yaygın olarak kullanılmaktadır. “Rum” kelimesi ise Anadolu anlamını ifade etmektedir. İlme, sanata ve ahlâka son derece önem verilen Ahilikte, kadının da sosyal ve ekonomik hayatta önemli bir yeri vardı. Kadınların teşkilatlanıp gelişmesi için Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı, dünyanın ilk kadın teşkilatı olan “Bacıyân-ı Rûm” teşkilatını yani Anadolu Kadınlar Birliği’ni kurmuştur. Bacıyân-ı Rûm teşkilatı, Anadolu kadınlarını, gerektiğinde düşmanlara karşı vatan savunmasında eşlerinin yanında mücadele etmesi ve gerektiğinde de kültürde, sanatta, edebiyatta, sosyal ve ekonomik alanlarda kalkınıp gelişmesini sağlamak için teşkilatlandırmıştır. Anadolu Kadınlar Birliği, kadınlar ar...
Resim
Kuşatmanın Ardından Ortaya Çıkan ve Avusturya'dan Fransa'ya Uzanan Bir Milli Yiyecek: Kruvasanın Öyküsü Osmanlı Devleti'nin 1529'daki birinci ve 1683'deki ikinci Viyana kuşatmalarının korkusu ile Avusturyalılar ikinci kuşatmanın ardından ay şeklinde bir çörek hazırlamışlardır.  Osmanlılar, özellikle ikinci kuşatmada kent sadece abluka altına alınmakla kalmadı. Tepeden tırnağa silahlı Osmanlı ordusu Viyana'nın dünyayla bağlantısını kestikten sonra, top ateşiyle kent surlarında gedikler açmaya da başladı. Viyana halkı kıtlık ve yorgunluktan bitkin düşmüş, cephaneleri iyice suyunu çekmişti. Batı dünyasının karabasanı gerçekleşiyordu; Türk orduları Hristiyanlığın doğudaki son önemli üssünü ele geçiriyordu. Ama Viyana düşmedi. Polonya Kralı Jan Sobiyeski yönetimindeki Alman-Polonya kuvvetleri Köprülü Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu geri püskürttü. Osmanlı ordusunun geri çekilişini bir zafer olarak kutlayan Avusturyalı fırıncılar hilal şeklind...
Resim
Balat Sahilinde Yalnız Bir Kilise: Sveti Stefan Kilisesi (Demir Kilise)             İstanbul’daki bulgar azınlığı 19.uncu yy.a kadar Rum Ortodoks Patrikhanesi'ne bağlı kiliselerde ibadet ediyorlardı. 18.inci yy. ın sonlarında Balkanlarda başlayan milliyetçi akımlar İstanbul'daki Bulgarları da etkiledi ve bağımsız bir Bulgar kilisesi kurarak Ortodoks Patrikliğinden ayrılmak istediler. 1848'de, İstanbul'daki Bulgar cemaatinin önde gelen isimlerinden olan Stefan Bogoridi Tanzimat Fermanı'nın verdiği haklardan yararlanarak, Bulgarların Rumca bilmediklerini ,Rum kiliselerindeki ayinleri anlayamadıklarını ileri sürerek Osmanlı Devleti'ne müracaatla kendi dillerinde ibadet etmek istediklerini bildirdi. Bu arada Rusya sefareti de onları destekledi ve Fener semtinde bir ibadethane ve papaz evi yapmaları gerekli olan arsayı kendilerine vereceklerini bildirdi. Osmanlı Devleti de Bulgar cemaatinin Fener patrikhanesinden ayrılmasının patrikhaneyi biraz zayıfla...
Resim
Türkiye'nin Resmi Cehennemi: Ulucanlar Cezaevi Bugün pazar.  Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.  Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün  Bu kadar benden uzak  Bu kadar mavi  Bu kadar geniş olduğuna şaşarak  Kımıldamadan durdum.  Sonra saygıyla toprağa oturdum,  Dayadım sırtımı duvara.  Bu anda ne düşmek dalgalara,  Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.  Toprak, güneş ve ben...  Bahtiyarım... Nazım Hikmet Ran Türkiye ne kadar çok aydın yetiştirdiyse bir o kadar hapishane açmış bir ülke... Bu ülke de düşünmek bile zaman zaman suç teşkil edebiliyor. Aynı ortaçağın karanlığında gülmenin yasak olduğu dönemleri hatırlatıyor bize. diyorlar ki bir akademisyene; düşünme, kitap yazma ya da bir gazeteciye; haber yapma, araştırma, halkı aydınlatmaya çalışma.... Bir fırıncıya ekmek yapma demekten farkı var mı bunun? Ulucanlar Cezaevi’nin yapılış tarihi, cumhuriyetin ilk yıllarına dayanıyor. 1925 yılında inşa edilen cezaevini...
Resim
Fail-i Meçhul Cinayete Kurban Gitmiş Bir Aydının Ardından Evli ve iki kız çocuğu babası olan Necip Hablemitoğlu Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak çalışmalar yapmıştır. Orta Avrupa ve Balkanlar’da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve Türk şehitlikleri konularında alan çalışmaları yürütmüş, ve bu konularda çeşitli projelerde aktif rol almıştır. Çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makalesi bulunan Hablemitoğlu, öldürüldüğü 18 Aralık 2002 tarihine kadar Ankara Üniversitesi’nde doktor öğretim görevlisi olarak yirmi yıl süresince Atatürk ilkeleri ve devrim tarihi derslerini verdi. Kendisi gibi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu ile evli, Kanije (Kanije, Osmanlı devletinin en batıdaki kalesi) ve Uyvar (Uyvar, Osmanlı’nın en kuzeydeki kalesi) adında iki kız çocuk babası idi. Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayata gözlerini kapadı. Köstebek isimli kitabı ölümünden sonra...
İngiltere'yi Sanayi Devrimi'ne Götüren Olaylar Zincirine Kısa Bir Bakış             İnsanlık tarihi iki köklü değişikliğe şahit olmuştur. Bu iki değişimden ilki M.Ö. VIII. bin yılda ortaya çıkan ve daha önce avcılık ve toplayıcılıkla geçinen insan topluluklarını çiftçi ve çoban topluluklarına dönüştüren tarım devrimi; ikincisi ise XVIII. yüzyılda başlayan ve iki yüz yıl içinde dünyanın tarımla uğraşan nüfusunu radikal biçimde azaltarak insanı artan ölçüde hizmet ve mamul mal üreticisi haline getiren Endüstri Devrimi’dir. (Güran, 1990, s.3) Tarım Devrimi sonucu ortaya çıkan topluluk biçimine “Tarım Toplumu”, Endüstri Devrimi sonucu somutlaşan topluluk biçimine ise “Endüstri Toplumu” denmektedir.  Terimi ilk kez kullanan Arnold Toynbee’ye göre; Endüstri Devrimi, ilk defa 1750-1850 arasında İngiltere’de gerçekleşmiştir. İngiltere’de başlayan Endüstrileşme hareketi zamanla diğer Batılı ülkelere yayılmıştır. Toynbee, Endüstri Dev...